26.07.2018

Bülent KARAKÖSE'nin Kaleminden, Ölümünün 14'üncü Yılında Oğuz ARAL

26 Temmuz 2004'de yitirdiğimiz karikatür ustası Oğuz ARAL, ölümünün 14. yılında unutulmadı. O'nun 'okulundan' yetişen ve bugün de çizmeyi sürdüren karikatürcüler, sanal ortam platformlarında anılarını ve o günlere-yıllara dair yaşananları, gözlemlerini aktarıyorlar. Dahası; bir başka yönetime evrilen günümüz ülkemizle karşılaştırmak..


Bülent KARAKÖSE'nin Kaleminden, Ölümünün 14'üncü Yılında Oğuz ARAL..

Bülent KARAKÖSE, Ölümünün 14'üncü Yılında Oğuz ARAL'ı anımsatan ve 2009 yılında yayınladığı bir yazısını Facebook sayfasında paylaştı.

Karikatürcü Bülent KARAKÖSE; bir dönemin ekolü olarak tarihteki yerini alan 'Gırgır' mizah dergisi yönetmeni ve genç çizerlerin ustası - hocası olan Oğuz ARAL ile ilgili 2009 yılında kaleme aldığı yazısının 'Okullarım, Ustalarım, Ben ve Diğerleri..' başlıklı bölümüyle Oğuz ARAL'ı bir kez daha anmamızı sağlamış oldu.

26 Temmuz 2004'de yitirdiğimiz karikatür ustası Oğuz ARAL, ölümünün 14. yılında unutulmadı. O'nun 'okulundan' yetişen ve bugün de çizmeyi sürdüren karikatürcüler, sanal ortam platformlarında anılarını ve o günlere-yıllara dair yaşananları, gözlemlerini aktarıyorlar. Dahası; bir başka yönetime evrilen günümüz ülkemizle karşılaştırmak durumunda kalarak, (ortaya çıkan farklılıklardan öte), neleri ve hangi değerleri, anlayışları yitirdiğimizin acı muhasebesini de yapmak zorunda kalıyorlar.

Karikatürcü Bülent KARAKÖSE de işte bu duygularla oldukça uzun bir yazı kaleme aldı. Ana hatlarıyla 'Gırgır' ve 'Çarşaf' mizah dergilerindeki okul niteliğinde yaşanan karikatür eğitimine değinirken, bir yandan da hem kendi yaşamından hem de ülke gelişmelerinden harmanladığı ve birbirinden bağımsız olmayan gerçeklerden söz ediyor.

Söz konusu uzun yazının bazı bölümlerine aşağıda yer veriyoruz. Keyifli okumalar..
---

'Okullarım, Ustalarım, Ben ve Diğerleri..'
" (...) Tank paletlerinin, asker postallarının sadece ülke zemininde değil, insanların yüreklerinde ve zihinlerinde de derin çukurlar açtığı yıllardır 80’li yıllar… Devletin, eğitime yüzde üç düzeyinde pay ayırdığı, eğitimin üretim için olmadığı yıllardır… Diplomalı ağabeylerimizin, ablalarımızın “Ne iş olsa yaparım abii” dediği yıllardır 80’li yıllar…(...)"

"(...) Cilalı şehirlerin isli-puslu varoşlarından, sokaklarından ayaklarımızdaki çamurlu cızlementlerimizle ve kısa pantolonumuzdaki yamalarla Babıâli’ye sökün eylediğimizde, yukarıda sıralanan ülke gerçeklerinin idrakinde değildik çoğumuz. Tâ ki o ince yapılı, uzun boylu, pos bıyıklı, kalın siyah çerçeveli ‘gözlüklü bilge adam’ın karşısına 'çiçeği burnunda' birer karikatürcü adayı olarak çıkıncaya kadar. Kuşkusuz o adam 'Gırgır Okulu’nun başöğretmeni, 'Gırgır Ekolü’nün yaratıcısı Oğuz ARAL'dı…(...)"

"(...) Pazartesi toplantılarında Oğuz Abi, sadece karikatürlerimiz hakkında eleştirel fikirlerini beyan etmez, gündemdeki konuları da masaya yatırırdı; ama konuları öyle masaya yatırırdı ki, -diğer arkadaşlarımı bilmem - ben bir an, Oğuz Abi’ye karikatürlerimi göstermeye gittiğimi unutur, kulaklarımı iyice açar, onu dinlerdim. Bazen bahsettiği konuları birbirine bağlamakta zorlansam da, Oğuz Abi’nin anlattıklarıyla zihnimde kısa bir dünya turu yapar, görmediğim diyarlara gider, bilmediğim dünyalarda dolaşır, daha önce hiç duymadığım masalların, hikâyelerin içine girer çıkardım... (...)"

"(...) Oğuz Abi bizleri evlerimize göndermeden önce araştırmamız, dolayısıyla da kendimizi geliştirmemiz için kafamıza bazı konularda soru çengelleri tutuşturmayı ihmal etmezdi. (...)"

" (...). Elbette son yirmi yılda bu ülkede usta karikatüristler çıkmadı değil; ama mizah dergiciliğinin, mizah algısının, mizah okurunun, mizahın ve çizerliğin yani, 'çizgicilik'in çıtasının 70, 80 kuşağına oranla çok aşağılara düştüğü gözle görünür bir gerçektir.
80'li yılların başbakanları, bakanları, yerel yöneticileri mizaha ve karikatüre verdikleri önemi, kendileri hakkında üretilen eleştiri dozu yüksek karikatürleri çerçeveletip, orijinallerini evlerinin salonlarına asarak ve yılda bir kere de olsa, ülkenin ileri gelen karikatür ve mizah ustalarına köşklerinde yemek vererek gösteriyorlardı. (...)"

" (...). Çarşaf Karikatür Okulu'nun Gırgır Okulu'ndan tek bir farkı vardı; çizgilerine hayranlık duyduğumuz karikatürün ustalarını her hafta bizlerle buluşturup, tanıştırmasıydı. Tabi ki sadece çizgilerine hayranlık duyduğumuz ustalarla tanışmadık; ustalarımızın farklı kuşaktan ustalarıyla da tanışma fırsatı yarattı Çarşaf karikatür Okul'u. 50 kuşağından Turhan SELÇUK, Semih BALCIOĞLU, Necmi Rıza AYÇA, Bedri KORAMAN, Mıstık (Mustafa EREMEKTAR), Nehar TÜBLEK, Altan ERBULAK, Erdoğan BOZOK, Şadi DİNÇÇAĞ, Eflatun Nuri ERKOÇ, Cafer ZORLU, Zeki BEYNER, Tan ORAL; 70 kuşağından Bülent DÜZGİT, Sinan GÜRDAĞARCIK, Öznur KALENDER, Ragıp DERİN, Bülent ARABACIOĞLU, Mahmut KARATOPRAK, Nuri KURTCEBE, Erdoğan KARAYEL, Mesut EKENER...(...)"

" (...). Gırgır da, Çarşaf Karikatür Okulu da benim sadece karikatür çizmeyi öğrendiğim okullar değildi artık; sokaklarda kurda kuşa yem olmaktan korunduğum, karnımı doyurduğum, ısındığım, ürettiğim, cep harçlığımı çıkardığım, önemsendiğim, kendimi bulduğum, hayata hazırlandığım, her şeyden önemlisi mutlu olduğum birer sığınağımdılar. (...)"

"(...). Karikatür, bilindiği gibi devletin resmi sanat okullarında okutulmaz, öğretilmez. Bildiğim kadarıyla da, bazı özel okullardaki karikatüre meraklı öğrenciler, kendi bünyelerinde bölümler oluşturup, parayla tuttukları karikatür hocalarından özel dersler alıyorlar. Hatta tanıdığım bir kaç değerli meslektaşım bu işten geçimlerini de sağlıyorlar. (...)" (Yazının tamamını okumak için TIKLAYINIZ >>)
---------------
Kaynak: Bülent KARAKÖSE, "Küllenmiş Zamanların Ardından", 2009 / İmleç Yayınları